İlgilendiiğiniz kategoriyi seçerek o kategorideki içerikleri listeleyebilrsiniz...

Woolpit’in Yeşil Çocukları - İlginç Biyografiler - Dogaustu.net

Woolpit’in Yeşil Çocukları

Geçen yüzyıllarda İspanya’da ve İngiltere’de, garip bir şekilde ortaya çıkan, tüm vücuttan yeşil renkte olan çocuklardan söz ediliyordu. Acaba bu olaylar gerçek mi, yoksa ortaçağın batıl inançlarından kaynaklanan bir safsata mı?

wadasd

Araştırmacı yazar Harold T. Wilkins, ” Flying Saucers Uncensored” (Sansüre Uğramamış Uçandaireler) adlı eserinde konuya ilişkin olarak şunları yazıyor:

“12. yüzyılda yaşamış olan keşiş Tilburyli Gervase, İngiltere’nin Suffolk yöresindeki kimi mağaralardan ya da çukurlardan ortaya çıkan yeşil çocuklardan söz eder. Söz konusu çocuklar öylesine tuhaf şartlar altında ortaya çıkmışlardır ki, insan bunların uzaydaki herhangi bir dün­yadan ya da dünyada yer alan herhangi bir yeraltı âleminden ışınlandıkları sonucuna vara­bilir. Aynı öyküye 3 manastır tarihçisinin kayıtlarında da rastlanır. Bunlar, Newburghlu William, Walsingham ve Giraidus Cambrensis‘tir.”

Harold T. Wilkins söz konusu kitabında yeşil çocuklarla ilgili olarak şunları söylüyor:

“İngiltere’de aziz kral ve şehit Edmund’un manastırında 6-7 kilometre ötede bir köy vardır. Bu köyün yakınında, adına İngilizcede ‘Wolfpittes’ denilen garip ve ilginç birtakım kalıntılara rastlanır. Yakındaki köy de bu kalıntıların adıyla anılır.”

Wilkins şöyle devam ediyor:

“Bir hasat zamanı köylüler tahıl dev sinyorlardı. Birden yakınlardaki bir çukurdan sürünerek çıkan 2 çocuğu fark ettiler. Biri kız diğeri erkek olan çocukların tüm vücutları yemyeşil bir renkteydi. Üzerlerindeki giysilerin kumaşları, köylülerin o zamana kadar hiç görmedikleri türden bir kumaştı. Kumaşın dokuması da köylüler tarafından bilinmeyen türdeydi. Çocuklar hasat yapan köylüler tarafından köye götürülünceye kadar, şaşkın bir halde hasat yerinde dolaşıp durdular. Köyde, bu ola­yın garipliği karşısında şaşkınlığa düşen birçok kişi çocukların başına üşüştü.”

“Birkaç gün süreyle çocuklar önlerine konulan bütün yiyeceklere, son derece aç olmalarına rağ­men ellerini bile sürmediler. Bir zaman sonra önlerine konulan fasulye yemeğine gözlerini diktiler. Yemeği nasıl yiyeceklerini bilmiyor­lardı. Sonunda köylülerden birinin yardımıyla yiyebildiler.”

Wilkins’in anlattığına göre çocuklar, son­raki günlerde, ekmek yemeyi öğreninceye kadar bu gıdayla beslendiler. Köylülerin anlat­tıklarına göre, çocukların derilerinin rengi, yiyeceklerin etkisiyle yavaş yavaş değişmeye başladı. Hatta İngilizce konuşmayı bile öğrendiler.

Aradan geçen zamanda köyün yaşlılarının uyarılarıyla vaftiz edildiler. Fakat yaşça daha küçük görünen erkek çocuğu, bundan sonra ancak kısa bir süre daha yaşadı. Kız çocuğuysa kuvvetlenerek gelişti ve yaşamaya devam etti. Öyle oldu ki, diğer kızlardan hiçbir farkı kalmadı. Bir söylentiye göre, sonradan Lynn’de bir adamla evlendi. Hâlâ orada yaşadığına ina­nanlar var. Hatta bir başka iddiaya göre de birkaç yıl öncesine kadar da hayattaydı.

Bu 2 garip çocuğa birçok kez, nereden geldikleri sorulmuş ve genellikle şu cevap alınmıştı:

“Bizler Aziz Martin’in ülkesindeniz. O, ülkemizdeki baş azizdir. Ülkemizin nerede oldu­ğunu bilmiyoruz. Sadece şunu hatırlıyoruz: Birgün her zamanki gibi tarlada babamızın sürüsünü otlatıyorduk. Birden büyük bir gürültü işittik. Tıpkı Aziz Edmund Günü’nde hep bir­likte çalan çanların sesine benzeyen bir gürültüydü. Birden ‘ruhumuzdan’ kavrandık ve kendimizi hasat yaptığınız tarlada bulduk…”

“Bizim orada Güneş hiç görünmezdi, Güneş ışığı yoktu. Sadece bu dünyada Güneş’in doğmasından ve batmasından önce meydana gelen alaca­karanlık gibi bir loşluk vardı. Yine de bizden çok uzakta olmayan; fakat çok geniş bir akarsuyla bizim ülkemizden ayrılmış bir ışık ülkesi görülürdü.”

William de Newburgh, 12. yüzyılda “Historia Anglicana” adlı eserinde, İngiltere’nin Bury Aziz Edmunds yöresi yakınındaki Wolfpittes’te yerin içinden yeşil bedenli, olağandışı renk ve malzemeden oluşmuş elbiseler giyinmiş bir oğlanla bir kızın çıktığından bahseder. Çocuklar, Aziz Martin’in Ülkesi’nden geldiklerini söylüyorlardı. Anlaşıldığına göre, Güneş’in hiç aydınlatmadığı, alacakaranlık bir yeraltı dünyasından gelmişlerdi.

1154’te İngiltere’yi yöneten Kral Stephen. Onun döneminde ülke ekonomisi çökmüş, yoksulluk yaygınlaşmıştı. Bu ortamda birçok aile ekonomik zorluklardan ötürü çocuklarını terk ediyordu. Ya yeşil çocukları kim terk etmişti?

Bir 14. yüzyıl İngiliz şiiri dan Sir Gavvalne ve Yeşil Şövalyeden bir sahne: Gizemli Yeşil Şövalye, ölümle karşılaşıyor. Şövalyenin yeşil rengi ona büyülü bir güç veriyordu. Kimi insanlar Yeşil Şövalye şiiriyle yeşil çocuklar arasında İlişki olduğunu savunuyorlar:

” Toplanmış halk, gözlerini dikip uzun uzun ona baktılar.
Herkes şaşkın bir halde onun ne yapacağını bekliyordu.
O adam ve atının renkleri öyleydi ki, Taze çimenden çok daha yeşil, altından bile daha parlak.
Onu seyredenler iyice sokuldular görmek için.
Eşine rastlanmamış mûcizesini, birden cin­lerle kayboluşunu.
O güne kadar görmemişti kimse eşini, benzerini.”

Birgün 1887’nin Ağustos ayında , İspanya’nın Banjos köyü yakınlarındaki tarlada çalışan 2 köylü, birden ilerideki bir mağaradan çıkan 2 çocukla karşılaştılar. Köylüler şaşkınlık içerisindeydiler. Çünkü, biri erkek biri kız olan çocukların tenleri yemyeşildi. Üzerlerindeki elbiselerin kumaşlarıysa hiç bilinmeyen türden, garip bir kumaştı. En az köylüler kadar, yeşil çocuklar da şaşırdılar.

Sonraki 5 gün boyunca, çekik gözlü, yüz çizgileri biraz zencileri anımsatan yeşil çocuklar, önlerine konulan tüm yiyecekleri reddettiler. En sonunda taze fasulye yemeye razı oldular. Kısa bir zaman sonra erkek çocuk halsizlikten, belki de bakımsızlıktan öldü.

Kız çocuksa, yörenin yargıcı Ricardo da Calno’ya teslim edildi. Yargıç Calno, hurafelere pek inanmayan, gerçekçi bir insandı. Bu bakımdan kızın “yüzündeki boyayı” silebilmek için çok uğraştı. Tabii, çabaları boşunaydı… Bir sonuca yaramayınca da, kızın gerçekten de yeşil bir tene sahip olduğunu -zor da olsa- kabul etmek zorunda kaldı. Aradan 5 yıl geçti. Kız yeni yaşantısına alışmaya başlamıştı. Bu arada İspanyolcayı da öğrenmişti. Hatta tenindeki yeşillik de kaybolmak üzereydi. Fakat o sıralarda ölüverdi.

Yeşil kız, geldikleri ülkeyle ilgili olarak garip bir öykü anlatıyordu. Onun ifadelerine göre. Güneş’i tanımayan bir yerde oturuyorlardı. Kendi ülkelerinin karşısında bir geniş nehir görünüyordu. Bu nehrin ötesinde de Güneş’le aydınlanan bir başka ülke vardı. Günün birinde korkunç bir fırtına kopmuş, çılgın bir rüzgâr onu ve küçük kardeşini kapıp, bir mağaranın ortasına atmıştı. Bir süre el ele yürümüşler, böylece Banjoslu köylülerin hasatla uğraştıkları o tarlaya varmışlardı.


Açıklanamayan Doğaüstü Olaylar 7 Aralık 2018 7 Aralık 2018 — 12:58
Dikkat! Bu alanda göndermiş olduğunuz mesajlar tüm ziyaretçiler tarafından görüntülenebilir. Göndermiş olduğunuz mesajların toplum ve site kurallarına yakışır saygılı & seviyeli içerikler olmasına dikkat ediniz ...
Tüm mesaj içeriklerinin de ziyaretçiler tarafından görüntülenebileceği nedeni ile özel kimlik bilgisi ya da kötüye kullanımı mümkün olabilecek içeriklerinizi lütfen mesajlarınızda paylaşmayınız. Bu gibi içerikli mesajlar yapılan düzeli denetimler ve şikayetler yolu ile tespit edilerek yayından kaldırılmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bu Olaya Benzer Olaylar